
Okunan… Ama sadece canlarımıza okunan bir hayata “hooop” diyebilme kaygısı…
Üzerini kitaplarıyla donattığı güzeller güzeli, sapsarı 1973 model vosvosunun sağ arka kapısının camına böyle yazmış Vural:
“İnsan okur…”
Çengelköy’de biraz deniz kokusu almak… Biraz İstanbul’un hayhuyundan uzaklaşmak… Arada bir iki bardak da çay içmek üzere Çınaraltı’na yürürken bu görüntüyle kalakalıyorum olduğum yerde…
Bu ne şimdi?
Oysa birazdan onca insanın yine aynı masada nasıl sohbetsiz olabildiğini…
Yine “akıllı” telefonlarına gömülmüş yakın bedenlerin zihinlerinde birbirlerine nasıl uzaklaşabildiğini…
Yine kitapsız bir hayata nasıl tutsak düştüğümüzü hüzünle bir kez daha gözlemleyecekken…
Ne bu şimdi?
“Tek kişilik bir ordu”
İki ay önce askerden geldiğinde, boş geçireceği yaz aylarını nasıl verimli kılabileceğini düşünürken, aklına önce kitapları, sonra vosvosu gelmiş…
Okuma özürlü bir hayat sürdürmekte oluşumuzu gücü yettiğince fark ettirmek istemiş…
Kültüre, sanata katkı sağladığını sandığımız kimi kurumlara, “siz de yardım edin isterseniz” demiş Vural Yılmaz… Belki 28 yaşın özgüveniyle… Belki edebiyat öğretmeni olmanın verdiği nezaketle… Belki de hayatın işleyiş kurgusuna henüz vâkıf olmamanın cesaretiyle…
“Uğur böceği şeklinde tasarlayacağımız bir de römork ekleriz vosvosa, kentin en görünür yerlerinde kitapları hatırlatırız insanlara” demiş…
Ama dediğiyle de kalmış.
Kimse kılını bile kıpırdatmamış.
Çaresiz kalınca kabuğuna çekilmeyi sindirememiş Vural… Ordulu oluşundan mı nedir, “tek kişilik bir ordu”yla çıkmış ortaya… “
Vosvosunu tezgah olarak kullanmak üzere, geleni geçeni hayli bol, Çengelköy Kaptan-ı Derya Seyit Ali Paşa Sokağı’ndaki Ömer Efendi Camii ile otoparkın köşesindeki duvarın dibine park edip sermiş kitaplarını üstüne…
“Senden kaldı mı hâlâ evlât?”
O güne dek kimselere vermeye kıyamadığı kitaplarını, “insanların ilgi göstermediği bir işi yaptığım için annemden özür diliyorum!” notuyla paylaşmış heyecanla…
Kimi…
Öğrencileriyle gezerken tesadüfen rastladığında hep birlikte sokak içinde yere oturup iki saatlik toplu okuma seansıyla destek vermiş…
Kimi…
“Senden kaldı mı hâlâ evlât?” deyip boynuna sarılmış…
Fiyat soranlara, “ne verirseniz verin” deyince “dört-beş bin lira zarar etmiş geçen ay… “Benim etim ne budum ne” diyen bakışlarını hayretle izlerken:
“Ama olsun” diyor, “güzel insanlar tanıyor mutlu oluyorum.”
“Burayı satacak kitaplarla doldurup para kazanmayı da bilirim ama yapmayacağım… Edebi olanlar dışında kitap bulundurmayacağım burada” diyor…
Herman Melville‘i soruyorum… “Moby Dick’i (Beyaz Balina) okudun mu?”
Okumadığını öğrenince Kaptan Ahab‘ı anlatıyorum…
Tayfalarına, her birinin yakınlarının kendilerinden avlayacakları ispermeçet balinalarını beklediğini… Yaşayabilmek için buna mecbur olduklarını… Artırabildikleri zamanlarında hedeflerinin “beyaz balina” olacağını hatırlatan Kaptan Ahab’ın sözlerini paylaşıyorum…
“Sağol abi” diyor içtenlikle… “En kısa zamanda okuyacağım.”
“Zamanımın çoğunu okuyarak geçiriyorum zaten” demeyi de ihmal etmiyor…
Yeni eğitim-öğretim yılı için görüşmelerini de sürdürüyormuş… Bakalım, edebiyat öğretmenliğini hangi özel okulda devam ettirecek…
O, “kısmet” diyor…
Ben ise…
“Vural’ın öğrencileri bu ‘kitapsız hayat’ta ne kadar şanslı” düşüncesine dalıp gidiyorum…
Okunan… Ama sadece canlarımıza okunan bir hayatta, o şans da ne kadar anlam ifade eden bir şanssa artık!
Mehmet Yücel































