• Ana Sayfa
  • Fotoğraf
    Herkes her şeyi biliyordu!

    Hayatın renkleri…

    Yıldız Parkı…

    Yıldız Parkı…

    Yorgun…

    Yorgun…

    Kendimizden uzak…

    Kendimizden uzak…

    Ne içindeyim zamanın…

    Ne içindeyim zamanın…

    Al işte hayat!

    Al işte hayat!

    Kız Kulesi

    Kız Kulesi

  • Şiir
    utanç

    utanç

    kırık hava

    kırık hava

    ken’d/t’imizden uzak…

    ken’d/t’imizden uzak…

    ‘k/g’ül rengi…

    ‘k/g’ül rengi…

    yas mevsimi

    yas mevsimi

    “yeni” İstanbul…

    “yeni” İstanbul…

    şiir bu!

    şiir bu!

    dünyanın kiri…

    dünyanın kiri…

    düş’müşüz!

    düş’müşüz!

  • Yazı
    Ötesi saksağan şakırtısı…

    Ötesi saksağan şakırtısı…

    “Bir çağ yangını bu!”

    “Bir çağ yangını bu!”

    Herkes her şeyi biliyordu!

    Herkes her şeyi biliyordu!

    “Ortak bir dil” kurmadan nereye?

    “Ortak bir dil” kurmadan nereye?

    “İnsanlık için ihtar vakti”ydi, ama…

    “İnsanlık için ihtar vakti”ydi, ama…

    Bolero’nun düşündürdükleri…

    Bolero’nun düşündürdükleri…

    Teknolojik gelişme insanlığın mutluluğunu sağlayabilecek mi?

    Teknolojik gelişme insanlığın mutluluğunu sağlayabilecek mi?

    Güney Kore üzerinden kendimizi okumak…

    Güney Kore üzerinden kendimizi okumak…

    “Otomobil uçar gider…”

    “Otomobil uçar gider…”

  • Hakkımda
  • İletişim
No Result
View All Result
Mehmet Yücel
  • Ana Sayfa
  • Fotoğraf
    Herkes her şeyi biliyordu!

    Hayatın renkleri…

    Yıldız Parkı…

    Yıldız Parkı…

    Yorgun…

    Yorgun…

    Kendimizden uzak…

    Kendimizden uzak…

    Ne içindeyim zamanın…

    Ne içindeyim zamanın…

    Al işte hayat!

    Al işte hayat!

    Kız Kulesi

    Kız Kulesi

  • Şiir
    utanç

    utanç

    kırık hava

    kırık hava

    ken’d/t’imizden uzak…

    ken’d/t’imizden uzak…

    ‘k/g’ül rengi…

    ‘k/g’ül rengi…

    yas mevsimi

    yas mevsimi

    “yeni” İstanbul…

    “yeni” İstanbul…

    şiir bu!

    şiir bu!

    dünyanın kiri…

    dünyanın kiri…

    düş’müşüz!

    düş’müşüz!

  • Yazı
    Ötesi saksağan şakırtısı…

    Ötesi saksağan şakırtısı…

    “Bir çağ yangını bu!”

    “Bir çağ yangını bu!”

    Herkes her şeyi biliyordu!

    Herkes her şeyi biliyordu!

    “Ortak bir dil” kurmadan nereye?

    “Ortak bir dil” kurmadan nereye?

    “İnsanlık için ihtar vakti”ydi, ama…

    “İnsanlık için ihtar vakti”ydi, ama…

    Bolero’nun düşündürdükleri…

    Bolero’nun düşündürdükleri…

    Teknolojik gelişme insanlığın mutluluğunu sağlayabilecek mi?

    Teknolojik gelişme insanlığın mutluluğunu sağlayabilecek mi?

    Güney Kore üzerinden kendimizi okumak…

    Güney Kore üzerinden kendimizi okumak…

    “Otomobil uçar gider…”

    “Otomobil uçar gider…”

  • Hakkımda
  • İletişim
No Result
View All Result
Mehmet Yücel
No Result
View All Result

Küre-i arz’ım

Aralık 25, 2023

Küre: altı üstünden kıymetli

                             büyülü topraklar

çocukluğum

              ilk gençliğim

                          memleketim

•••

kabuğuna çekilse de

yalnızlaşsa da uğradığı haksızlıklarla

tevekkül içindedir sessiz sedasız

yanıltmasın

yasını yüreğine gömmüş insanlar diyarıdır

bi başkadır adıyla bile

baksanıza

avuç içi kadar bi yer

       ya üç bin kişi yaşar hepi topu,

                                             bilemedin dört bin

ama adı Küre!

dünyalar taşır küçücük bedeninde,

topyekûn yeryüzünü arz eder    

                                     – görene elbet –

•••

bilinenin aksine

taptaze çaylarla karşılardık günü sabahçı kahvelerinde

mütevazı lokantalar

   vardiya yorgunlarını beklerdi

sıcacık “kelle paça”larının bol sarımsaklı kokusuyla

havası bi bakmışsın pırıl pırıl

               bi bakmışsın ki sis duman

mevsimler arası seyahat hissine kapılırdık çoğu zaman

karlı, soğuk ve uzun bir kışın ardından

   ne baharın keyfini sürebilirdik adamakıllı ne yazın

birbirinin tekrarına dönüşürdü günler,

sıkılırdık

•••

derken

panayır artığı bir “çadır” gelir

        yetişirdi imdadına can sıkıntılarımızın

langırt

      halka

           havalı tüfek

bazen cambazımız da olurdu fazladan,

                                                               şenlenirdik

avaz avaz açılan o kırık dökük teybi susturabilene aşk olsun

“neşeli arabeskin mümtaz temsilcisi” Hakkı Bulut

           “ben buyum sevgilim” nidalarıyla çınlatırdı etrafı bi kaç gün:

“yalanla kuramam aşkın temelini

Allah’tan korkarım aldatamam seni”

•••

“fal kabini” de olurdu çadırlarda kimi zaman

                    tek kişilik,

                       derme çatma,

                           dört yanı bezle örtülü

             – ama önünde ille de kırmızı perde –

çiçekli yemenisiyle saçlarını alnında fiyonk yapmış bir “taze”

falına bakardı isteyenlerin

perde o iri kıyım adamları kâh örter kâh örtmezdi

– gizemi simgelerdi kırmızı –

•••

daha çok kazandıklarından olacak

babayiğit yer altı maden işçilerinin arasından çıkardı fal meraklıları

“taze”, ne söyler ne anlatırdı bilmem

             nasıl ikna ederdi, onu da bilmem

yalnız

      ilk verilenin üstüne

                   pamuk eller ha babam ceplere gider

                              falcının parası “taze”lenirdi sürekli

kabinden ayrılış da bi başka şamataydı,

tam seyirlik

fal baktıran,

    “öptüm, vallahi öptüm” diyerek böbürlenirdi

                             mağrur bi edayla yüksek perdeden

herkes birbirinden onay beklerdi:                           

“öptü mü, öptü mü?”

•••

“altı üstünden kıymetli

          büyülü topraklar: Küre”

böyle arz ettim ya hâlimizi başta

bi faydasını ne dün gördük doğrusu, ne bugün

Çankırı yollarına düşmüş

   cevher yüklü kamyon konvoylarıyla unuttuk

                           düğün konvoylarımızın sevincini

            -ki Mazıdağı denilen yer nireee, Küre nire?-                             

o manidar soru kaldı semalarımızda

                             dünden bugünlere seslenen:

“öptü mü öptü mü?”

                    – duyana elbet –

•••

sadra şifasız

     polemiklere gömülürdük bir de bitimsiz

          memleketim buruk bir şarkıya dönüşürdü:

“Saçların tarumar gözlerinde nem

Ateşe benzerdin küle dönmüşsün

Hayâl mi gerçek mi gördüğüm bilmem

Elden ele gezen güle dönmüşsün

Bir eser kalmamış eski halinden

Yazık geçmez akçe pula dönmüşsün”

göç verdikçe

        azaldıkça sayımız

                 doyamadıkça doğduğumuz topraklara

mahzun şarkılara sığınırdık

•••

yine de bulurduk övünmenin bi yolunu:

              “havası sert, insanı mert memleket”

      – yanan yüreklerimizi böyle soğuturduk belki –

dilini yitirmiş yoğun bir sus çökerdi

                              Küre Dağları’ndan Ilgaz’lara

üşür ve eklerdim, kırgın:

                     “il’den ele her yanı dert memleket”

mehmet yücel

myücel

myücel

Related Posts

utanç
Şiir

utanç

Ağustos 15, 2025

kırık hava
Şiir

kırık hava

Mayıs 4, 2025

ken’d/t’imizden uzak…
Şiir

ken’d/t’imizden uzak…

Aralık 5, 2023

‘k/g’ül rengi…
Şiir

‘k/g’ül rengi…

Aralık 13, 2023

Bir yanıt yazın Cevabı iptal et

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Kategoriler

  • Fotoğraf (90)
  • Şiir (25)
  • Yazı (15)
  • Yazı
  • Şiir
  • Fotoğraf
  • Hakkımda
  • İletişim
0532 215 20 96

© 2022 Mehmet Yücel, tüm hakları saklıdır.

No Result
View All Result
  • Ana Sayfa
  • Fotoğraf
  • Şiir
  • Yazı
  • Hakkımda
  • İletişim